“Hakikat
şu ki, Dr. Snow'un tüm hijyenik gerçeği çekip çıkardığı kuyu ana kanalizasyon
hattıdır. Onun ini ya da mağarası bir kanalizasyon borusudur. Kendi takıntılı
fikrini o kadar hızlı sürmüştür ki, bir lağım mazgalından içeri düşmüş ve bir
daha dışarı çıkamamıştır.
Avernus'a
iniş kolaydır:
Fakat
geriye dönüp adım atmak ve yukarıdaki havaya kavuşmak;
İşte
asıl hüner, asıl zahmet budur;
Ve
Dr. Snow için bu, imkânsız bir iştir: biz de onu orada bırakıyoruz.”
Kaynak: Thomas Wakley (Editor).
The Lancet. London: Saturday, June 23, 1855. The Public Health and
Nulsances Removal Bill: Dr.Snow’s Evidence. 1855; 65(1660):623-643.
John Snow’un (1813-1858) ünlü su
pompası ve haritasıyla halk sağlığı uzmanlık eğitimim esnasındaki epidemiyoloji
dersi ve Sabahat Tezcan’ın klasik sayılabilecek kitabının
yaprakları arasında karşılaştım. İlerleyen yıllarda okuduğum epidemiyoloji
kitaplarının hepsinin tarihçe kısmında aynı efsaneye rastladım. Londra’da bir
anıtla onurlandırılan bu olay, “İnsanlık: Hepimizin Hikâyesi (Mankind:
The Story of All of Us)” isimli bir belgesele de konu olmuştur. Halk
sağlığı alanında acemi olduğum yılların penceresinden baktığımda Snow,
epidemiyolojinin Mesih’i, salgın sırasındaki müdahale ise Tekvin’i gibiydi. Bu
anlatılar yıllarca zihnimde, sorgulanmadan ve üzerine hiç düşünmeden öylece
asılı kaldı.
Yıllar sonra John Waller’in
“Mikrobun Keşfi” isimli kitabını okurken Snow’un kendi
çağının firavunları tarafından hiç de kurtarıcı gibi karşılanmadığını
görmüştüm. Dönemin önemli tıp otoriteleri ve editör Thomas Wakley (1795-1862)
Lancet dergisinin sayfaları arasından Snow’un
açıklamalarına saldırıyordu.
“Gene de 1850'lerde Britanya'nın
önde gelen tıp dergisi The Lancet fikirlerini "ana lağım" dan aldığını
ileri sürerek Snow'un bütün makalelerini reddetti. Fransız Bilim Akademisi de
Snow'un makalelerini yayımlamaya yanaşmadı. Bilim, Snow'u aklamış olduğundan
onun bol miktardaki düşmanı bugün tamamen kötü niyetli veya en azından aptal
konumuna düşmüştür. Ama 1850'lere dönersek savlarında koskocaman açıklar olduğunu
görürüz.”
Kaynak: John Waller. Mikrobun Keşfi. Hastalıklar
Hakkında Düşüncelerimizi Değiştiren Yirmi Yıl. (Çev: Fahri Öz) TÜBİTAK Popüler
Yayınları. Ankara; 2014:69.
Daha da ilginci Dr.John Snow 1858
yılında çok genç denecek bir yaşta hayatını kaybettiğinde Lancet, yalnızca
anestezi ile ilgili çalışmalarından bahsederek, oldukça sıradan bir ölüm ilanı
yayınlamıştı.
|
|
|
|
|
DR. JOHN SNOW - Bu tanınmış
hekim, bu ayın 16'sında öğle vakti Sackville Caddesi'ndeki evinde geçirdiği
inme (apopleksi) krizi sonucu vefat etti. Kloroform ve diğer anestezikler
üzerine yaptığı araştırmalar meslektaşları tarafından takdir görmüştü. |
Snow’un epidemiyolojiye yaptığı katkılar bu yazının okuyucuları tarafından gayet iyi bilinmektedir. Bilmeyenler için okuyabilecekleri oldukça fazla kaynak vardır. Bu nedenle olayın bilim felsefesi yönünü ele alacağız.
Aristoteles (MÖ. 384-322) “Metafizik” isimli eserinde şeylerin nedenleri ile bilinebileceğini söyler. Dolayısıyla nedenselliklerin açıklanması bilim dünyasının temel gayesidir. Bu sayede doğada gizemli gibi görünen sıradan olayların arka planındaki mekanizmalar keşfedilir ve elde edilen bilgi de türümüzün uzun ve kaliteli yaşam olanağını artırmada kullanılır. Doğanın açıklanması gizemli efsaneler üretilmesiyle başlamıştır ve bu dönem binlerce yıl değişmeden yaşanmıştır. Bilimsel düşüncenin tohumları ise efsanelerin yazıya aktarılabilmesiyle atılmıştır. Yazı bilginin uzun yıllar korunmasını sağlarken, şiirselliğin dışında kalan ve hafızada tutulması kolay olmayan düşüncelerin aktarılmasını mümkün hale getirdi. Aynı mekân ve zaman diliminde olmayan insanlar birbirleriyle düşüncelerini paylaşabildiler. Bu olanak MÖ. VI. yüzyıldan itibaren İyonya bölgesinde felsefenin ve analitik düşüncenin ortaya çıkmasını tetikledi. Böylece binlerce yıldır efsanelerle açıklanmaya çalışılan doğa, analitik bakış açısıyla gözlenmeye başladı.
Çok geçmeden sağlık ve hastalığın açıklanma biçimi de değişti. Kos’lu
Hipokrat ve takipçileri öncelikle kutsal hastalık kavramını yıktılar. Ardından
sağlık ve hastalığın rasyonel tanımları yapıldı. Ortaya atılan açıklama
biçimleri ilkel, ham ve çocukça olsa da bu durum efsaneden bağımsız, üzerinde akıl
yürütülebilir ve tartışılabilir olması hasebiyle ilerici bir adımdı.
Hipokratik yazım geleneği daha başından hastalıklar için çevre
koşullarının etkisini fark etmiş olup, sağlıklı olmayı vücuttaki sıvıların
dengesi ile ilişkilendirmiştir. Başlardaki gözlemler mikroorganizmaları
görebilecek yetkinlikte olmasa da hijyenik koşulların ve çevresel sanitasyon
olanaklarının hastalıklarla ilişkili olabileceği anlaşılmıştı. Dolayısıyla
hastalıkların organik atıkların çürümesi, suya ve havaya karışması sonucunda
ortaya çıkabileceği düşüncesi Antik Yunanlardan kalan kadim bir yorumdur.
Miasma kuramı olarak adlandırılan bu açıklama XIX. yüzyıl sonlarına kadar salgınlarla
mücadelede temel yaklaşım biçimi olmuştur. Mikroskop ile mikroorganizmaların
görülebilmesi ve XIX. yüzyılda Semmelweis ile Snow’un çalışmaları, kuramın
tabutuna ilk çivilerin çakılması anlamına gelmekteydi.
John Snow’un çalışmaları başlarda anestezik gazlarla ilgiliydi. Newcastle
yakınlarındaki bir kömür madeninde, 1831 yılında kolera salgını ile
karşılaşmıştı. Buna rağmen 1849 kolera pandemisi sırasında bir çalışması
bulunmamaktadır. Sonraki yıllarda koleranın fekal-oral yolla bulaştığı
hususunda düşüncelerini yayımladı. Soho’nun bir semtinde 1854 yılında yaşanılan
bir salgın onun hayatında önemli değişiklikler yaptı. Gözlemsel ve deneysel
epidemiyolojinin kayda geçen ilk örneklerinin verildiği bu salgında, koleranın
Broad Sokağı’ndaki su pompasıyla lişkisini gösteren bulgular sundu.
Çalışmasının verileri ona konuyla ilgili ortaya bir sav atma üstünlüğü sağladı.
Snow’un teorisine göre koleraya su yoluyla taşınan bir mikrop yol açıyordu.
Öte yandan Dr. John Snow’un bulguları hastalığın su yoluyla geçtiğini
ispatlayabilecek kanıt gücünü sağlayamıyordu. Çünkü bulgular aynı bölgede
bulunan ve miasmaya yol açan atıklarla da uyumluydu. Kaldı ki destekçileri arasında bile Snow’u dışkı
karışmış suyla bulaşabileceğine inanacak kadar saf olmakla suçlayanlar vardı.
İddialar mantıksal açıdan çok tutarsız değildi. Onlara göre Snow, elindeki
sınırlı sayıdaki vakadan yola çıkarak, kanıtların ötesinde bir çıkarım
yapıyordu.
Snow, geleneksel anlayışa göre hekimlik yapan cemaatleri rahatsız etmişti.
Haklı olduğu takdirde bugüne kadar bilinenlerin yanlış olduğu ve hekimlik pratiğinin
değişmesi gerektiği ortaya çıkacaktı. Ve her değişim sancılı oluyordu.
Edinburglu John Hughes Bennett (1812-1875) konuyla, “Nerede
bu minik canlılar?” diye alay ediyordu. İtalyan bilim insanı Filippo Pacini (1812-1883) kolera
basilini hasta insanın dışkısında görebilmeyi başarmıştı. Yine de hastalığın bu
yolla geçtiği konusunda bilim dünyası ikna olmamıştı. Alman cerrah Carl Thiersch (1822-1895), çürümenin
mikroorganizma kaynaklı mı olduğu ya da mikroorganizmanın çürüyen atıklara
dışardan mı geldiğinin belirsiz olduğunu söylemişti. Bunun yanısıra bir yüzyıl
önce başlamış olan kendi kendine türeme tartışmaları sonlanmamıştı. Mikroskopta
etkeni görmek, bilim dünyasını hastalıkla ilişkilendirmek için ikna edemiyordu.
Bazı bilim insanları XIX. yüzyıl boyunca mikrop kuramını yanlışlamak amacıyla
içinde etken bulunduğu iddia edilen suları içiyorlar ve çoğunlukla da hasta
olmuyorlardı.
Özetleyecek olursak; XIX. yüzyıl ortalarında hastalıkların nedenlerinin
açıklanmasında mikrop kuramının yeterince güçlü kanıtları yoktu. Bunun yanında
günlük hayatta yaşanılan pratik deneyim miasma teorisinin lehineydi. Soruların
yanıtlanabilmesi için de Louis Pasteur (1822-1895) ile Robert Koch’un (1843-1910) sahneye
çıkması beklenecekti.
Bu çerçeveden bakıldığında Lancet’in editörünün düşüncelerinde çok da
haksız olmadığı gözlenmektedir. Ancak Wakley’in günahı metinde kullandığı
retoriktir. Snow için yazdıkları olayı bilimsel tartışma sınırları dışına
taşımakla kalmamış, etik bir sorun haline getirmiştir. Dergide Snow için yayımlanan
1858 tarihli ölüm ilanında kolera ile ilgili çalışmalara hiç yer verilmemiştir.
Bu durum, Lancet’in tarihi açısından son derece talihsiz bir görüntüye neden olmuştur.
Bununla birlikte Lancet editörleri geç de olsa bu yükle yüzleşmeyi bilmiştir. John
Snow’un 200. doğum yıldönümünde dergi, hatasını kabul etmiştir (13 Nisan 2013
tarihli 9874 sayılı baskı). Özür dilercesine Snow’un kolera ile ilgili
çalışmalarını anlatan makaleler yayımlamıştır. Böylece kurumsal gücünü ortaya
koymuştur.
Thomas Walkey’in 1855 yılında John Snow
ile ilgili kaleme aldığı yazı öylesine ortaya çıkmamıştır. O günlerde
Parlamento’da “Halk Sağlığı ve Rahatsızlık Verici Unsurların Giderilmesi” ile
ilgili bir yasa tartışması vardı. Bu yasaya göre şehir içinde kötü kokan ve
kötü görüntü veren, hastalığa yol açtığı düşünülen atıkların bertaraf edilmesi
ile ilgili bir düzenleme yapılmak isteniyordu. Tasarıyla bazı işletmelerin
yasal ve mali yükümlülükleri doğacaktı. Doğal olarak karşıtları da bulunmaktaydı.
Yazıdan anlaşıldığı kadarıyla Parlamento John Snow’un görüşüne başvurmuştu.
Snow, kokuşmuşluğun ve kötü havanın insanlarda bazı semptomlara yol
açabildiğini lakin koleranın nedeni olmadığını ifade etmiştir. Ona göre kolera
kokuşmuş havanın solunması ile değil hasta insanların dışkısı ile kontamine
olmuş su ve besinler yolu ile bulaşmaktadır. Bu görüş ayrılığı mikrop kuramı
aydınlığa kavuşana kadar yoğun tartışmalara yol açmıştır.
Kanımca Homo Sapiens, yeryüzünde doğal
seçilimin sebep olduğu en kusurlu türdür. İnsan, doğanın alternatif yollarından
biri olmasına rağmen aklının hakikate sahip olabileceği yanılgısını
algılayamayan küstah bir kibrin sahibidir. Günlük hayatta elde ettiği kısa
vadeli sonuçların yanılmaz gerçeklik olduğunu düşünmesi ise sağaltılamaz
konjenital defektidir. Bilim tarihi bu yargıyı kanıtlayabilecek olgularla
doludur. Binlerce yıl diseksiyon yapmadan atar damarların içinde havanın
olduğuna ya da duyguların kaynağının kalp olduğuna inanmıştır. Hiç sonuç
alamamasına rağmen değersiz metalleri altına dönüştürmeye çabalamıştır.
Yalnızca çıplak gözle baktığına aldırmadan gezegenini ve kendini bilmediği bir
evrenin olmayan merkezine konumlandırmıştır. John Snow’un hikâyesinde de bu
kibri fazlası ile görmekteyiz.
Mutlak hakikatin bilgisine sahip
olduğunu düşünen otoriteden daha tehlikeli bir güç bulunmamaktadır.
Düşüncelerinde yanılma olasılığını hiçbir şekilde ihtimal dahilinde görmeyen
Lancet’in editörü bu tehlikenin tipik bir örneğini sergilemiştir. Oysa içinde
bulunduğu dönemde savunduğu açıklama biçiminin doğru olarak
değerlendirilebilecek yönleri de bulunmaktaydı. Yapması gereken John Snow’u
Avernus’ta bırakmak yerine, yöneticisi olduğu derginin sayfalarına çıkarmak ve
adil bir tartışma platformu sağlamaktı. Ancak bu şekilde kesinliğe yakın
bilimsel açıklamalara ulaşabilirdi.
Akıldan çıkarılmaması gereken tek kanon
bilimsel yöntemle bulduğumuz yanıtların, kesinlik iddiasına sahip olabilecek
nitelikte kanıt gücüne sahip olmadığıdır. Bilim insanlarının yapması gereken
görgül temelde üretilen tüm açıklama biçimlerine şüpheyle yaklaşmak, yeni
sorular ve yeni yanıtlar aramak olmalıdır. Aksi takdirde Lancet editörünün
başkalarını hapsetmeye çalıştığı Avernus’ta sonsuza kadar kalmak kaçınılmaz
olacaktır.
“Görülüyor ki, nesnel bilimin
görgül temeli “mutlak” değildir; bilim kayaların üzerine hiçbir şey kurmaz.
Aslında üzerinde bilimin kuramlarının cüretkâr yapısının yükseldiği yer adeta
bir bataklıktır, bilim kazıklar üzerine dikilmiş bir yapıya benzer; kazıklar
yukarıdan aşağıya doğru bataklığa sarkar ama ‘var olan’ doğal bir tabana
dayanmaz, işte bu nedenle de kazıklar sağlam bir katmana dayandığında, onları
daha fazla derine çakmaktan vazgeçemeyiz; ancak kazıkların yapıyı
taşıyabileceğini düşündüğümüzde, sağlam bir yere dayandıklarını belki kabul
edebiliriz; ama yalnız geçici bir süre için.”
Kaynak: Karl R. Popper. Bilimsel Araştırmanın Mantığı (Çev: İlknur Aka,
İbrahim Turan). Yapı Kredi Yayınları-1003. İstanbul;2005:135-136.
Coşkun Bakar
Metnin Türkçe düzenlemesi Avukat-Arabulucu
Ayla Bakar tarafından yapılmıştır.
Metinde kullanılan çevirilerde
Google Gemini Yapay Zeka programından yararlanılmıştır.Bu yazı HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları tarafından yayınlanan Halk Sağlığında Gündem Dergisinin Ekim-2026 sayısında yayınlanmıştır. https://www.hasuder.org.tr/sureli-yayinlar/detay/1112/hasgun
Kaynaklar:
The Lancet.
Births, Marriages, and Deaths. 1858; 71(1817):635.
John Waller. Mikrobun Keşfi. Hastalıklar Hakkında Düşüncelerimizi
Değiştiren Yirmi Yıl. (Çev: Fahri Öz) TÜBİTAK Popüler Yayınları. Ankara; 2014.
The
Lancet.
London: Saturday, June 23, 1855. The Public Health and Nulsances Removal Bill:
Dr.Snow’s Evidence. 1855; 65(1660):623-643.
Nigel
Paneth, Paul Fine. The Singular Science of John Snow. The Lancet. 2013;381(9874):
1267-1268.
Sandra
Hempel.
John Snow. The Lancet. 2013;381(9874): 1269-1270.
PEM
Fine, BM Goldacre, A Haines. Epidemiology- ascience fort he people. The
Lancet. 2013;381(9874): 1249-1252.
Coşkun Bakar
Metnin Türkçe düzenlemesi Avukat-Arabulucu Ayla Bakar tarafından yapılmıştır.
Metinde kullanılan çevirilerde Google Gemini Yapay Zeka programından yararlanılmıştır.
Metnin Türkçe düzenlemesi Avukat-Arabulucu Ayla Bakar tarafından yapılmıştır.
Metinde kullanılan çevirilerde Google Gemini Yapay Zeka programından yararlanılmıştır.
Bu yazı HASUDER (Halk Sağlığı Uzmanları tarafından yayınlanan Halk Sağlığında Gündem Dergisinin Ekim-2026 sayısında yayınlanmıştır. https://www.hasuder.org.tr/sureli-yayinlar/detay/1112/hasgun

Yorumlar
Yorum Gönder