Bu yazı, Halk Sağlığı Uzmanlar Derneği tarafından yayınlanan HASGÜN (Halk Sağlığında Gündem Dergisi) Nisan 2026 (Cilt:7, Sayı:2) basılan aynı başlıklı yazının geniş halidir.
Öncelikle yazıdan NotebookLM Yapay Zeka ortamı tarafından oluşturulmuş ses dosyası bulunmaktadır.
“En akıllı insanları devletler o kadar kötü kullanıyorlar ki, böyle
bir insanın ne hale düştüğünü anlatabilmem için ressamların, cinsleri birbirine
karıştırıp, yarı geyik, yarı teke birtakım acayip varlıklar çizmesi gibi, benim
de kırk dereden su getirmem gerekiyor. Bir filoda, ya da bir gemide şöyle bir
şey düşün: Bütün gemicilerden daha güçlü kuvvetli bir gemi sahibi var, ama
kulağı iyi işitmiyor, gözü iyi görmüyor, denizcilikten de pek o kadar
anlamıyor. Gemicilere gelince, onlar da gemiyi sen daha iyi kullanırsın, ben
daha iyi kullanırım diye birbirine girmişler, ama hiçbiri kaptanlığın ne
olduğunu bilmez, bu sanatı ne zaman, kimden öğrendiğini söyleyemez.
Üstelik bu sanatın öğrenilecek bir yanı olmadığını, vardır diyen olursa, ağzını, burnunu dağıtacağını söyleyecek kadar ileri gider. Bu gemiciler donatanın etrafını alıyorlar, yalvarıp yakarıyorlar, dümeni bana ver diye… Her biri bir başka ağızdan sıkıştırıyor onu. Donatan, geminin kumandasını kime verecek olsa, ötekiler onu öldürmeye, ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Adamotuyla, içkiyle, daha başka şeylerle zavallı donatanı uyuşturup gemiyi ellerine geçiriyorlar, ne var, ne yok aşırıyorlar, bol bol yiyip, kafaları çekiyorlar; gemiyi de böylesi gemiciler nasıl yürütürse öyle yürütüyorlar.
Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki, gerçek kaptan, havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgarları, daha birçok şeyleri bilen, gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Gemicilerin kimini razı ederek, kimini ezerek başa geçen bu adamlar, ne gemiyi yürütme, ne de baş olma sanatının öğretimle, görgüyle edinilebileceğine inanırlar bir türlü. Gemilerde böyle kargaşalıklar olunca, gerçek kaptanın başına gelecek nedir? Başa geçen tayfalar ona dalgacı, geveze, işe yaramaz, kaçık demezler mi?
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:198-199.
Yukarıdaki metin, Platon’un
Devlet eserinin altıncı kitabından alınmıştır. Bu alıntı, Ferruh N. Ayoğlu’nun bir süre önce HASUDER’in elektronik
posta grubunda paylaştığı “Halk
Sağlığı ve Çaydanlık” başlıklı
yazısı ile ilişkilidir. Önceliği
tarihsel olarak ilk sırada olana vereceğim; Platon ve Devlet…
Beni tanıyanlar, son yıllarda felsefeye halk sağlığından daha fazla alan açmaya çalıştığımı bileceklerdir. Bir beklentim yok; yalnızca yaşamda daha fazla anlam arıyorum. Okudukça da yeni şeyler keşfediyorum. Öğrendiklerimi de bir sofist gibi etrafa saçıyorum. Farklı olarak felsefeden para kazanmaya çalışmıyorum; aristokrat sınıfından öğrencilerim de yok…
Platon yalnızca felsefe tarihi açısından değil insan aklı için de en önemli birkaç isimden biri. Whitehead, onun için “Bütün felsefe tarihi Platon’a düşülmüş dip notlardan ibarettir,” der. Sokrates’in öğrencisi olan Platon, aristokrat bir ailede dünyaya gelmiştir. Asıl ismi “Aristokles” olan filozofun ailesinde Atina’nın yönetiminde söz sahibi olmuş önemli kişiler bulunmaktadır. Öğrencisi Aristoteles ile birlikte Atina felsefesinin -belki de tüm felsefe tarihinin- zirvesini temsil eder.
Ailesi gibi kendisi de devlet
yönetimine talip olmuştur. Başarısız girişimlerden hayatını zar zor
kurtardıktan sonra Atina’da “Akademos” bölgesinde “Akademi” olarak
bildiğimiz okulu kurmuştur. Filozof kendi çağının Atina’sında yapılan
tartışmalar ile felsefi yaklaşımını diyaloglar şeklinde yazmış ve büyük kısmı
günümüze ulaşabilmiştir.
Bu yazıya konu olan “Devlet” kitabı muhtemelen filozofun en fazla bilinen diyaloglarından biridir.
Diyaloğun ilk bölümü Platon’un gençlik döneminde kaleme alınmış olsa da diğer
dokuz kitabı olgunluk döneminde tamamlanmıştır. Devlet kitabı, “Yasalar” ve “Devlet Adamı” diyalogları ile birlikte yazarının asıl
yüzünü ortaya çıkarır. Sistem filozoflarının en erken temsilcilerinden biri
olsa da Platon siyaset felsefecisidir. Ve ana sorunu toplumsal yaşamın merkezi
olan kent devletinin en iyi nasıl yönetileceğidir. “İdeal devlet”
arayışıyla kaleme alınan “Devlet” günümüze kadar siyaset felsefesinin başucu
kaynakları arasında olmuştur.
Altıncı kitap, Sokrates, Adeimantos ve Glaukon arasında geçen bir diyaloğu yansıtır. Bu
bölümde filozofun nitelikleri, toplumda neden dışlandığı -gemi ve kaptan
analojisiyle- filozofun nasıl eğitilmesi gerektiği, yönetimin bilgisiz ve
liyakatsizlere kaldığında yaşanılan kargaşa ve filozofun tepkisi, iyi ideası ve
epistemolojisi -bölünmüş çizgi- konuları renkli teşbihlerle anlatılır. Bu yazı
için beni teşvik eden de filozofun kullandığı gemi ve kaptan analojisi oldu.
Platon’un devlet yönetimi için
uygun gördüğü kişi filozoftur. Filozof hem doğuştan bazı özelliklere sahiptir
hem de mükemmel eğitim almış kişidir. Burada filozof devlet yönetimi için
gerekli olan dört şeye sahiptir; bilgelik, yiğitlik, ölçülülük ve doğruluk.
“Filozoflar bu devletlerde kral, ya da şimdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça, böylece aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, kesin bir kanunla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe, sevgili Glaukon, bence bu devletlerin başı dertten kurtulamaz, insanoğlu da bunu yapmadıkça tasarladığımız devlet mümkün olduğu ölçüde bile doğamaz, kavuşamaz gün ışığına.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:182.
Platon’un burada bahsettiği
filozofu, günümüzde anladığımız kavramdan farklı düşünmek lazım. Ben onun
filozofundan, işini çok iyi bilen ve yapan ustayı anlıyorum. Kendinizi açık
denizde bir gemide düşünün; gemi burada devleti temsil ediyor. Geminin sahibi
zengin ve güçlü ancak göremiyor, işitemiyor ve denizcilikten de anlamıyor. Metinde
geçen ismiyle donatan, halka karşılık geliyor. Gemide kaptanlığa talip olan
denizciler mevcut. Bunlar kaptanlığın gerektirdiği denizcilik bilgileri ve
deneyimin hiçbirine sahip değiller. Yine de her biri geminin kaptanının
yalnızca kendisinin olması gerektiğini düşünüyor. Denizciler cahil oldukları
gibi bu sanatın öğrenilemeyeceğini de düşünüyor. Kim kumandaya geçerse
diğerleri onu yok etmeye çalışıyor. Geminin sahibini türlü yalanlarla,
içkilerle uyutuyorlar. Ardından gemiyi ele geçiriyorlar. Bu arada gemide deniz,
rüzgâr ve yıldızlardan anlayan bilge biri daha var. Denizciler geminin
kumandasını bilgeye vermek yerine onunla işe yaramaz, geveze diye dalga geçiyorlar.
Gemicilerin derdi sonunda nereye gidilirse gidilsin, kumandanın kendilerinde
olması.
Devlet’in altıncı kitabı bana Ferruh Hocanın “Halk Sağlığı ve Çaydanlık” yazısını çağrıştırdı. Ayoğlu, yazısında halk sağlığı uzmanının çalışma alanıyla ilgili yetkinlik tartışmalarını çaydanlık alegorisiyle karşılamıştır. İçimi güzel keyifli bir çay içmenin ustalardan öğrenilebilecek ritüelinin olduğunu uzunca bir anlatımla sunuyor okuyucuya;
“O zaman nasıl demleyeceğiz?” diye sordum, “O mevzu çok derin
hocam” diye yanıtladı. Yaygın kullanılan iki ana teknik varmış. Bazıları, altta
kaynayan sudan demliğe alır, çayı onun üzerine koyar, çökerek demlenmesini
beklermiş. “Ama bu olmaz” dedi. Böyle yapınca çay, kaynar suya atılan adam
misali yanarmış. Ona kalırsa doğrusu, demliğe çayı koyup alttaki su kaynayana
kadar beklemek, su kaynayınca çayın üzerine koyup demlenene kadar beklemekmiş.
Böyle yapınca tadı da biraz sert, güzel olurmuş. Hem de daha kısa sürermiş
demlenmesi. […]
Lakin bardak konusu tartışmaya açık değilmiş, ince belli cam bardak olacakmış, gerisi yeni bitme palavralarmış. Bir de bardak, çayı koymadan önce soğuk olmayacakmış, yoksa hızla çayı soğutur ve tadını kaçırırmış. Hissiyatım, çay demlemek ve içmek konusunda bazı noktaların açıklığa kavuşmuş olduğu, bazı konulardaysa henüz tam bir konsensusa varılamadığı yönünde…”
Kaynak: Ferruh N. Ayoğlu. Halk Sağlığı ve Çaydanlık başlıklı yazısı. HASUDER Elektronik Posta Grubu. 19.02.2026.
Ferruh Hoca, son yıllarda halk
sağlığı camiasının birçok ortamda tartıştığı bir konuyu Platon tarzı bir üslup
ile gündemimize taşıdı. Platon 2400 yıl önce devletin ihtiyaç duyduğu bilge
yöneticiyi gemici alegorisi ile resmetmişti. Devletin altıncı kitabı site için
gerekli olan insanların niteliklerini açıklarken, diğer bölümleri yönetici ve
koruyucular için gerekli olan eğitim programlarını anlatmaktadır. Platon,
eğitim için ihtiyaç duyulan bilginin epistemolojisi ile söz konusu bilginin
kaynağı olan varlığın ontolojik sınırlarını ortaya koymuştur. Kısaca söylemeye
çalışırsak; iyi bir devlet yönetimi için önce hakikatin, ardından bilgisinin,
daha sonra da nasıl öğretileceğinin ve uygulamanın yöntemsel sınırlarını çizmiştir.
Günümüzün diline çevirecek olursak Platon, Devlet kitabında iyi bir yönetimin
çekirdek eğitim programıyla uygulama rehberini hazırlamış.
Ferruh Hoca, Platon’un yönetici üzerinden yaptığının benzerini eğitim süreci üzerinden tanımlamış. Güzel bir çay içebilmenin usta bir elde doğru bir yöntemle demlenmesi benzetmesi, usta olabilmek için ihtiyaç duyulan eğitim ve deneyim süreçlerini çağrıştırıyor. Devlet kitabında yönetimde yer alacak koruyucuların seçim ve eğitim teknikleri tanımlanmaktadır. Her iki metin de bir işi iyi yapabilmek için yetkin olmayı onun için de iyi eğitim ve tecrübeyi ilk şart olarak başa koymaktadır. Platon Devlet’te bir insanın hangi konuda ustaysa kente o konuda hizmet vermesi gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan filozofu bozan şeylerin başında kötü eğitim gelmektedir. Bu durumu kötü toprağa ekilen iyi tohum alegorisiyle anlatmaktadır. Durumu o kadar abartır ki kötü eğitim almış filozofun yapabileceklerinin önüne tanrı geçmedikçe engel olunamayacağını iddia eder. Platon kötü eğitimin kaynağı olarak sofistleri gösterir;
“Halkın sofist dediği, parayla tutup gene halka karşı konuşturduğu bu adamların öğrettiği, bilim dediği, halkın kendi toplantılarında söyleyegeldiği beylik inanışlardan başka bir şey değildir. Bir adam düşün, güçlü kuvvetli bir hayvana bakacak. Hayvanın içgüdülerini, isteklerini inceden inceye gözetledikten sonra ona nasıl yaklaşacağını, neresinden tutacağım, ne zaman niçin daha uysal, daha sert olduğunu, ne zaman şöyle, ne zaman böyle bağırdığını, hangi seste yatışıp hangi seste kızdığını iyice öğreniyor. Bütün bu öğrendiklerine de bilim adı verip kitabını yazıyor, başlıyor bu kitaptan ders vermeye. Verdiği öğütler, anlattığı istekler güzel mi, çirkin mi, iyi mi, kötü mü, haklı mı, haksız mı orasına bakmıyor. Daha doğrusu, bu yargıları koca hayvanın keyfine göre veriyor. Hayvanın hoşuna giden şeylere iyi, hayvanı huylandıran şeylere kötü diyor! Neden öyledir, neden öyle değildir, düşünmüyor. İyiyi, güzeli, tabiat zorunluklarıyla karıştırıyor. Çünkü, iyiyle zorunluk arasındaki öz ayrılığını ne görmüştür, ne de başkalarına gösterebilir. Zeus hakkı için söyle, tuhaf bir eğitmen olmaz mı böylesi?
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:204-205.
Sofistler
hem kötü eğitim vermekte hem de gerçeği çarpıtmaktadırlar. Onlar için önemli
olan hakikat değil, şehrin yönetiminde söz sahibi olanların arzularının
tatminidir. Hayvan şehrin yönetiminde etkisi olan toplumsal grupları temsil
etmektedir. Sofistler iktidara talip olanlara gerçeklikler yerine bu grupların keyfiyetine
uygun öğrenim hedefleri belirliyorlar. Böylece bir yandan yöneticilerin
gerçeklikle olan bağları koparken diğer yandan sunulan hizmetin yönetime talip kitlelerin
arzu ve şehvetine göre yönlendirilmesine yol açılmaktadır.
Hâl böyle olunca dertleri mutlak hakikat olan filozoflar gemide olduğu gibi toplumda da istenmiyor. İstenmemeleri bir yana işe yaramaz hatta zararlı insanlar olarak görülüyor. Platon filozofların devletin işine yaramamasının nedeni açıklarken sorunun çoğunlukla devlette ya da toplumda olduğunu söylemektedir. Burada iyi yönetim için bilgenin değil, ihtiyacı olan adamın bilgeye yalvarması gerektiğini söyler;
“En akıllı filozofların devletin işine yaramadıklarını söylemekte haklısın de ona; ama işe yaramıyorlarsa, kabahati onlarda değil, onları kullanmayanlarda görsün. Çünkü, kaptanın tayfalara yalvarıp kumandayı istemesi nasıl beklenmezse, filozoflara da, git zenginlerin kapısını çal denemez. Akıllı, zenginin kapısını çalar, diyen yalan söylemiş. Doğrusu şudur: Zengin olsun, fakir olsun, insan hasta oldu mu hekimin kapısını çalar. İşinin yürütülmesini isteyen herkes de yürütmesini bilene başvurur. Kumandan kalkıp, kendine gerçekten muhtaç olanlara: "Aman bırakın, kumanda edeyim" diye yalvarmaz.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:198-200.
Üstelik bu sanatın öğrenilecek bir yanı olmadığını, vardır diyen olursa, ağzını, burnunu dağıtacağını söyleyecek kadar ileri gider. Bu gemiciler donatanın etrafını alıyorlar, yalvarıp yakarıyorlar, dümeni bana ver diye… Her biri bir başka ağızdan sıkıştırıyor onu. Donatan, geminin kumandasını kime verecek olsa, ötekiler onu öldürmeye, ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Adamotuyla, içkiyle, daha başka şeylerle zavallı donatanı uyuşturup gemiyi ellerine geçiriyorlar, ne var, ne yok aşırıyorlar, bol bol yiyip, kafaları çekiyorlar; gemiyi de böylesi gemiciler nasıl yürütürse öyle yürütüyorlar.
Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki, gerçek kaptan, havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgarları, daha birçok şeyleri bilen, gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Gemicilerin kimini razı ederek, kimini ezerek başa geçen bu adamlar, ne gemiyi yürütme, ne de baş olma sanatının öğretimle, görgüyle edinilebileceğine inanırlar bir türlü. Gemilerde böyle kargaşalıklar olunca, gerçek kaptanın başına gelecek nedir? Başa geçen tayfalar ona dalgacı, geveze, işe yaramaz, kaçık demezler mi?
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:198-199.
Beni tanıyanlar, son yıllarda felsefeye halk sağlığından daha fazla alan açmaya çalıştığımı bileceklerdir. Bir beklentim yok; yalnızca yaşamda daha fazla anlam arıyorum. Okudukça da yeni şeyler keşfediyorum. Öğrendiklerimi de bir sofist gibi etrafa saçıyorum. Farklı olarak felsefeden para kazanmaya çalışmıyorum; aristokrat sınıfından öğrencilerim de yok…
Platon yalnızca felsefe tarihi açısından değil insan aklı için de en önemli birkaç isimden biri. Whitehead, onun için “Bütün felsefe tarihi Platon’a düşülmüş dip notlardan ibarettir,” der. Sokrates’in öğrencisi olan Platon, aristokrat bir ailede dünyaya gelmiştir. Asıl ismi “Aristokles” olan filozofun ailesinde Atina’nın yönetiminde söz sahibi olmuş önemli kişiler bulunmaktadır. Öğrencisi Aristoteles ile birlikte Atina felsefesinin -belki de tüm felsefe tarihinin- zirvesini temsil eder.
“Filozoflar bu devletlerde kral, ya da şimdi kral, önder dediklerimiz gerçekten filozof olmadıkça, böylece aynı insanda devlet gücüyle akıl gücü birleşmedikçe, kesin bir kanunla herkese yalnız kendi yapacağı iş verilmedikçe, sevgili Glaukon, bence bu devletlerin başı dertten kurtulamaz, insanoğlu da bunu yapmadıkça tasarladığımız devlet mümkün olduğu ölçüde bile doğamaz, kavuşamaz gün ışığına.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:182.
Devlet’in altıncı kitabı bana Ferruh Hocanın “Halk Sağlığı ve Çaydanlık” yazısını çağrıştırdı. Ayoğlu, yazısında halk sağlığı uzmanının çalışma alanıyla ilgili yetkinlik tartışmalarını çaydanlık alegorisiyle karşılamıştır. İçimi güzel keyifli bir çay içmenin ustalardan öğrenilebilecek ritüelinin olduğunu uzunca bir anlatımla sunuyor okuyucuya;
Lakin bardak konusu tartışmaya açık değilmiş, ince belli cam bardak olacakmış, gerisi yeni bitme palavralarmış. Bir de bardak, çayı koymadan önce soğuk olmayacakmış, yoksa hızla çayı soğutur ve tadını kaçırırmış. Hissiyatım, çay demlemek ve içmek konusunda bazı noktaların açıklığa kavuşmuş olduğu, bazı konulardaysa henüz tam bir konsensusa varılamadığı yönünde…”
Kaynak: Ferruh N. Ayoğlu. Halk Sağlığı ve Çaydanlık başlıklı yazısı. HASUDER Elektronik Posta Grubu. 19.02.2026.
Ferruh Hoca, Platon’un yönetici üzerinden yaptığının benzerini eğitim süreci üzerinden tanımlamış. Güzel bir çay içebilmenin usta bir elde doğru bir yöntemle demlenmesi benzetmesi, usta olabilmek için ihtiyaç duyulan eğitim ve deneyim süreçlerini çağrıştırıyor. Devlet kitabında yönetimde yer alacak koruyucuların seçim ve eğitim teknikleri tanımlanmaktadır. Her iki metin de bir işi iyi yapabilmek için yetkin olmayı onun için de iyi eğitim ve tecrübeyi ilk şart olarak başa koymaktadır. Platon Devlet’te bir insanın hangi konuda ustaysa kente o konuda hizmet vermesi gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan filozofu bozan şeylerin başında kötü eğitim gelmektedir. Bu durumu kötü toprağa ekilen iyi tohum alegorisiyle anlatmaktadır. Durumu o kadar abartır ki kötü eğitim almış filozofun yapabileceklerinin önüne tanrı geçmedikçe engel olunamayacağını iddia eder. Platon kötü eğitimin kaynağı olarak sofistleri gösterir;
“Halkın sofist dediği, parayla tutup gene halka karşı konuşturduğu bu adamların öğrettiği, bilim dediği, halkın kendi toplantılarında söyleyegeldiği beylik inanışlardan başka bir şey değildir. Bir adam düşün, güçlü kuvvetli bir hayvana bakacak. Hayvanın içgüdülerini, isteklerini inceden inceye gözetledikten sonra ona nasıl yaklaşacağını, neresinden tutacağım, ne zaman niçin daha uysal, daha sert olduğunu, ne zaman şöyle, ne zaman böyle bağırdığını, hangi seste yatışıp hangi seste kızdığını iyice öğreniyor. Bütün bu öğrendiklerine de bilim adı verip kitabını yazıyor, başlıyor bu kitaptan ders vermeye. Verdiği öğütler, anlattığı istekler güzel mi, çirkin mi, iyi mi, kötü mü, haklı mı, haksız mı orasına bakmıyor. Daha doğrusu, bu yargıları koca hayvanın keyfine göre veriyor. Hayvanın hoşuna giden şeylere iyi, hayvanı huylandıran şeylere kötü diyor! Neden öyledir, neden öyle değildir, düşünmüyor. İyiyi, güzeli, tabiat zorunluklarıyla karıştırıyor. Çünkü, iyiyle zorunluk arasındaki öz ayrılığını ne görmüştür, ne de başkalarına gösterebilir. Zeus hakkı için söyle, tuhaf bir eğitmen olmaz mı böylesi?
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:204-205.
Hâl böyle olunca dertleri mutlak hakikat olan filozoflar gemide olduğu gibi toplumda da istenmiyor. İstenmemeleri bir yana işe yaramaz hatta zararlı insanlar olarak görülüyor. Platon filozofların devletin işine yaramamasının nedeni açıklarken sorunun çoğunlukla devlette ya da toplumda olduğunu söylemektedir. Burada iyi yönetim için bilgenin değil, ihtiyacı olan adamın bilgeye yalvarması gerektiğini söyler;
“En akıllı filozofların devletin işine yaramadıklarını söylemekte haklısın de ona; ama işe yaramıyorlarsa, kabahati onlarda değil, onları kullanmayanlarda görsün. Çünkü, kaptanın tayfalara yalvarıp kumandayı istemesi nasıl beklenmezse, filozoflara da, git zenginlerin kapısını çal denemez. Akıllı, zenginin kapısını çalar, diyen yalan söylemiş. Doğrusu şudur: Zengin olsun, fakir olsun, insan hasta oldu mu hekimin kapısını çalar. İşinin yürütülmesini isteyen herkes de yürütmesini bilene başvurur. Kumandan kalkıp, kendine gerçekten muhtaç olanlara: "Aman bırakın, kumanda edeyim" diye yalvarmaz.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:198-200.
Bütün bu felsefi karmaşa Platon’un varlık ve bilgi felsefesini okumadan anlamlı hale gelmiyor. Platon düz bir çizgiyi ikiye böler. Çizginin altta kalan kısmı görünen, maddi dünyadır. Üstte kalan kısmı ise iyinin olduğu idealar dünyasıdır. Maddi dünyada varlık da gerçek değildir bilgi de. Bilgisine sanı, kanı ya da doksata denilir. Kendi arasında ikiye ayrılır. En alttaki bölüm gerçek nesnelerin yansımaları olup buradaki bilgiye eikasia anlamında tahmin, yanılgı ya da illüzyon denilir. Hayal dünyası olarak da tanımlayabileceğimiz bu seviyenin üzerinde gerçek nesneler vardır ki onların bilgisine pistis anlamında inanma ya da inanç denilir.
Bölünmüş çizginin üstte kalan kısmı akılla kavranan ve episteme olarak tanımlanan gerçek bilginin konusu olan bölümdür. Öte yandan bu bölüm de kendi arasında ikiye ayrılır. Altta kalan kısım üst kısmın kopyası olarak sonuca götüren çıkarsamaya dayalı bölümdür (Dianoia). Buradaki bilginin en tipik örneği matematiktir. Matematik varsayımlara dayalı olarak, bir altta yer alan görünür dünyadaki şeyleri ya da olayları açıklamak için kullanır. Platon’a göre en üstteki bilim artık varsayımları bir kenara bırakır ve kavramlara geçer. Saf akılsal bilginin yer aldığı bu bölüm hakikat olarak (noesis) tanımlanır. İyi ideası olarak hakikatin kendinde gerçekliğini kabul eden Platon, bu düzeydeki bilgiyi de diyalektik şeklinde ifade eder. Filozofun ulaştığı mükemmel bilgi düzeyini tanımlayan diyalektik artık kopyalarla ilgili varsayımlardan kurtulur; kavramlar arasında hakikati arar.
“Çünkü, güzelin, doğrunun, iyinin gerçek örneklerini görmüş olduğunuz için, karşınıza çıkan her yansının aslını bileceksiniz! Böylece bizim devlet düzenimiz sizin için de bizim için de gerçek bir varlık olacak; bugünkü devletlerin çoğunda olduğu gibi, bir rüya değil. Bu devletlerin başındakiler, gölgeler üstüne birbirleriyle cenkleşmede, sanki başa geçmek büyük bir nimetmiş gibi, kim başa geçecek diye birbirlerini yemektedirler. Doğru olansa şudur: Bir devlette başa geçenler, başa geçmeyi en az isteyenler oldu mu, dirliğin de, düzenin de en iyisi olarak var demektir. Baştakilerin böyle olmadığı yerdeyse, tam tersine, ne dirlik vardır, ne düzen.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:238.
Platon ve Devlet’e verdiğimiz söz yeterli olmuştur kanısındayım. Artık konunun halk sağlığı uzmanlığı ile ilgili yönüne geçebiliriz.
İki metnin de ortaklaştığı nokta devlet yönetiminin ustalığa beklendiği değeri vermediği yönündedir. Hocanın yazısına baktığınızda onlarca yıldır ülkemizde halk sağlığı uzmanı, eğitimi, yetkileri ve sınırları tartışılmaktadır. Bu konuda birçok toplantı yapılmış ve yazılı materyaller üretilmiştir. En son 2019 yılında Halk Sağlığı Uzmanlık Eğitimi Çekirdek Müfredatı tanımlanmıştır;
“Yukarıdaki görev tanımından da anlaşılacağı gibi, halk sağlığı uzmanlığı dalı, tıpkı bir klinisyenin bireylerdeki hastalıkları teşhis ve tedavi ettiği gibi, toplumdaki sağlık sorunlarını teşhis edip bunları iyileştirmeye, halkın sağlık düzeyini yükseltmeye çalışan bir tıp dalıdır. Halk sağlığı uzmanı, hizmetleri planlayan, yöneten ve denetleyen konumdadır. Halk sağlığı bilim dalı, kuramsal eğitimi yönünden evrenseldir. Ancak, uygulama olarak halk sağlığı uzmanlığı yereldir. Çünkü halk sağlığı uzmanı hangi topluma hizmet veriyorsa, o toplumun sağlık sorunlarını bilmek ve çözmek durumundadır.”
Kaynak: Ferruh N. Ayoğlu. Halk Sağlığı ve Çaydanlık başlıklı yazısı. HASUDER Elektronik Posta Grubu. 19.02.2026.
Bu sorulara sahadan birçok yanıt bulunabilir. Zaten Ferruh Ayoğlu’nun halk sağlığı elektronik posta grubunda paylaştığı yazısından sonra onlarca kişi deneyimlerine dayanarak konunun sebeplerini tartışmaya çalıştı. Ben olaya biraz farklı açıdan yaklaşmaya çalışacağım.
Platon da dahil herkes, bir işi yapmak için ustalık gerektiği konusunda mutabık gibi görünüyor. Tartışma daha çok mutabakatın üzerinde nasıl uzlaşılacağı ile ilgili.
Ülkemizde halk sağlığı uzmanlık eğitiminin standardizasyonu ve sınırları hakkında bir sorun yok. Devletin en üst makamlarının bilgisi ve onayları ile uzmanlık eğitiminin ayrıntıları açık bir şekilde tanımlanmış durumda. Bakanlığın kurullarında üniversitelerimizdeki akademisyenlerin görev yaptığı, zaman zaman üyelerin ve müfredatın yenilendiği; bu süreçte anabilim dallarının görüşleri şeklen de olsa alındığından, halk sağlığı ustalarının yetkinlikleri ile ilgili tartışılacak çok da fazla bir konu yok.
Şimdi diyeceksiniz; uygulamada sorunlar olabilir mi? Olabilir. Ancak Tıpta Uzmanlık Kurulu anabilim dallarının eğitim yetkisini denetleme ve gerektiğinde iptal etmeye muktedirdir. Denetim süreçlerindeki olası yetersizlikler Bakanlığın sorunudur. Böyle bir durumun olması -var demiyorum- eğitim verdiğimiz uzmanların yetersizliği anlamına gelmez. Güncel sınırlar içinde diğer tıpta uzmanlık dallarında olduğu gibi halk sağlığı uzmanları, eğitim sınırlarının çizdiği işleri yapabilecek ustalık düzeyine sahiptir. Bu durum Bakanlık ve anabilim dalları arasındaki yetkilendirme süreçlerinin sağladığı mutabakat ile teyit edilmiş durumdadır.
Sahadaki uzmanların, “hoca senin gerçeklikten hiç haberin yok” dediğini duyar gibi oluyorum. Doğrudur; Bakanlığın birimlerinde çalışan arkadaşlar kadar gerçekliğe hiçbir zaman vakıf olamam. Böyle bir iddiam da yok. Bununla birlikte sağlık sisteminin ve sağlık bürokrasisinin özellikle taşrada, çalışma sisteminin ve motivasyonunun farkındayım.
Cumhuriyet’in yüz yılını geride bırakmamıza rağmen devlet bürokrasisinin kendine has gelenekleri oluşamamıştır. Açık konuşmak gerekirse bürokrasi, yerel ya da ulusal siyasetin güdümündedir. Aslında Ayoğlu’nun yazısında geçen yönetimde demlenme düşüncesi çok da yanlış değildir. Demlenme, iş için gerekli eğitim yeterliliğine sahip kişiler arasında tecrübeye dayalı bir yönetim yetkisinin paylaşılması anlamında kullanılabilirse, liyakate dayanan sistemin olabileceği anlamına gelmektedir. Bu sayede halk sağlığı uzmanı için alanıyla ilgili bir birimin en alt kademesinden en üst kademesine kadar ulaşan kariyer planı yapabilme fırsatı doğacaktır. Aynı eğitimi almış uzmanlar arasında eşitler arasında birinci olabilecekler, zamanla geminin kaptanlığına geçecek; yorulduklarında da eşitlerinden birine dümeni devredeceklerdir. Geminin kumandası da her daim gerçek bir ustanın ellerinde olacaktır.
“Güzel, kendi başına güzeldir. Değişik güzel şeyler değildir. Güzel olan, kendiliğinden var olan bir şeydir. Güzel ayrı ayrı bir sürü şey değildir. Böyle bir güzeli halka anlatmanın yolunu bulabilir misin?
- Yoktur bunun yolu.
- Demek ki, halk filozof olamaz.
- Olamaz.
- Öyleyse halk, filozofları ister istemez beğenmez de?
- İster istemez.
- Halkla düşüp kalkan, onun hoşuna gitmek isteyenler de beğenmez filozofları?
- Öyle ya…
- Filozof canını nasıl kurtaracak öyleyse? Nasıl yetiştirecek, olgunlaştıracak kendini? Dediklerimizi düşün de söyle. Öğrenme, öğrendiğini tutma kolaylığı, yiğitlik, büyüklük filozofun şanındandır, demiştik.”
Kaynak: Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999:206.
Peki işler bu kadar kötü mü? Bence değil. Yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen sağlık sistemimizin önemli noktalarında hekim arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz çalışıyor. Gördüğüm kadarıyla yaşanılan her türlü olumsuz koşula rağmen meslektaşlarımız oldukça kaliteli işler çıkarıyorlar. Platon’un kitabında geçen alegoriye rağmen hekimler, tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte topluma ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetini yetiştirebilmek için canla başla koşuşturuyorlar. Ülkemizde her yıl dünyaya gelen yaklaşık bir milyon çocuğun tüm aşılarını eksiksiz bir şekilde yapabiliyoruz. Dün sıtma için taradığımız insanlarda bugün kanserlere yönelik taramaları yapabilecek yetkinlikteyiz.
En önemlisi de ne biliyor musunuz? Her an dümene geçebilecek yüzbinlerce filozof/usta kendilerine görev verileceği anı sabırsızlıkla bekliyor ve gemi sahibi ile tayfalara, Diyojen’in Büyük İskender’e söylediği şu ünlü sözü söylüyorlar;
“Gölge etme başka ihsan istemez…”
Coşkun Bakar, Hekim, Halk Sağlığı Uzmanı, Prof.Dr.
Türkçe Düzenleme: Ayla Bakar - Avukat-Arabulucu
Kaynaklar:
Ahmet Arslan. İlkçağ Felsefe Tarihi Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi. 2.Cilt. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2016, İstanbul.
Platon. Devlet. (Çev:Sabahattin Eyüboğlu – M.Ali Cimcoz). Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul;1999.


Yorumlar
Yorum Gönder