KAVALA - 3 - BEYAZ KULE, SELANİK - MUSTAFA KEMAL...

Mustafa Kemal’i Ağlarken Gördüm ... Ali Fuat Cebesoy - 1911 - Selanik - Beyaz Kule

“Trablusgarp Savaşı başlamıştı. Adriyatik sahilinde toplanacak ordunun Manastır’daki kurmay heyetine tayin edilmiştim. Oraya giderken Selanik’e uğradım. İki gece, üç yıldır görmediğim arkadaşım Mustafa Kemal’e misafir oldum. Mustafa Kemal, Trablusgarb’a gitme hazırlıkları içinde idi. İki gün sonra İstanbul’a hareket edecekti. Ertesi gün akşam üstü beraberce Beyazkule bahçesine gittik. Ben, Türk-İtalyan ilişkilerinin ön safhalarını anlattım İtalyanların savaş hazırlıklarına dair İstanbul’a yazdığım mektupları, yaptığım uyarmaları bir bir açıkladım. İçimi döktüm. Meğer o benden dertli imiş.
Mustafa Kemal 5. Kolordu emrinde iken, gördüğü hataları ve eksiklikleri bir rapor halinde yazarak 30 Haziran 1911’de kumandana verdiğini söyledi. Raporun ana hatlarını okudu. Tümen kumandanlarının görevlerinin cahili olduğunu, alay ve tümen kumandanlarının teftiş ve tenkitlerinde, cahilliklerinin subaylarda hayret ve istihza duyguları uyandırdığını, bunların emirlerindeki kıtaları yetiştirmekten aciz olduğunu yazmıştı. Aynı raporda diyordu ki:
‘Bu hale bir an önce çare bulmaya teşebbüs, her namuslu ve vicdan sahibinin vazifesidir. Emrü kumanda salahiyetlerini haiz olmayanların bu husustaki hizmetleri, müşahade ve tetkiklerini icraat sahibi olanlara arzetmektir. Makam ve icraat sahibi olanların şahıslara merhamet etmek zayıf kalpliliğinde bulunarak ordunun inhititatına yardım etmemeleri lazımdır.’
5. Kolordu Kumandanı, bu raporu, üst makamlara, bir itaatsizlik, bir haddini bilmezlik örneği olarak ulaştırmıştı.
Bu Kolordu Kumandanı, Selanik’i düşmana teslim eden Hasan Tahsin Paşa’dır.
Mustafa Kemal:
-İşte sana bir kolordu kumandanı, bu adam vatanı müdafaasında canla başla çalışacak. Yok böyle bir şey.
Diyordu. Mustafa Kemal’in bu akşam mahzun bir hali vardı. Akıbeti karanlık, anavatandan uzak ve halkı yabancı bir ülkenin müdafaasında karşılaşacağı müşkülleri düşündüğünü sanmıyordum. Mustafa Kemal, tam manasıyla bir askerdi. Zorluklara, her türlü meşakkate göğüs germesini bilir, adeta bundan zevk alırdı. Herhalde üzüntüsünün başka bir sebebi olmalıydı.
-Sende bir şey var, dedim, ne oldu?
- Bir şey yok, dedi. Fakat müteessirim. Doğup büyüdüğüm Selanik acaba Türkler elinde kalacak mı? Ben eğer Trablus’tan dönersem, yine buralara gelebilecek miyim?
- Ne demek istiyorsun?
Gözleri nemlendi.
-Korkuyorum, Fuat, korkuyorum.
 O gece saatlerce konuştuk. Balkanların durumunu inceliyor, Balkan Savaşı’nı mukadder ve yakın görüyor, hükümet edenlerin ilgisizliğini, İttihatçı askerlerin hâlâ politikadan ayrılmamış olmalarını teessürle anlatıyor, Arnavutluk Harekâtı sırasında kurmay başkanı olarak bulunduğu Mahmut Şevket Paşa’ya tehlikeleri birer birer sayıp döktüğünü söylüyor:
- Paşa, artık cemiyete söz geçiremiyor.
Diyordu. O gece ay Olimpos Dağları’nın arkasında kaybolurken, Mustafa Kemal içini çekerek:
- Ah, Selanik, seni bir daha Türk olarak görecek miyim?
Dedi. Baktım, ağlıyordu. O altın sarısı saçlarını okşadım. Teselli etmeye çalıştım. Ben, Mustafa Kemal’in, bütün müşterek hayatımız boyunca bu derece müteessir olduğunu görmedim.”
Kaynak: Ali Fuat Cebesoy. Sınıf Arkadaşım Atatürk. Okul ve Genç Subaylık Hatırları -2- Cumhuriyet Gazetesi Yayınları. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Ekim 1997.

İlk defa Ali Fuat Cebesoy'un yukarıda alıntı yaptığım anılarını okurken dikkatimi çekmişti Beyaz Kule. Neden kitaptan yalnızca bu enstantane aklımda kaldı, bilmiyorum. Yıllardır Selanik'e giden herkese ilk Beyaz Kule'yi sorardım. Sonunda Kavala gezisinde yolum Beyaz Kule'ye düştü. 07 Temmuz 2026 Salı günü eşimle birlikte sabahın erken saatlerinde yola koyulduk. Kavala'dan yaklaşık 1,5 saatlik bir araç yolculuğu ile ulaşabiliyorsunuz. İlk önce küçük Kemal'in dünyaya geldiği evi ziyaret ettik. Oldukça etkileyici bir ziyaretti. Gerçi ev özgün, esas halinden farklıydı ama olsun, sonuçta o ev ve mahalle çocuk Kemal'in dünyaya karıştığı ilk mekandı. Ondan olacak ki Temmuz sıcağına rağmen evin içinde adım atacak yer yoktu. İnsanlar hem çok mutlu hem kaynağı belirsiz bir huşu içinde evin her köşesini görmeye ve kayıt almaya çalışıyorlardı. Aileler ise heyecan içerisinde, Mustafa Kemal'i anlatıyorlardı çocuklarına. Tam kültürel çiftleşme yaşanıyordu, sizin anlayacağınız. Ben de vizörün arkasından görebildiklerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Ardından evin karşısında demleme çay yapan bir kafeye oturup, Kemal'in büyüdüğü sokakta onu hissetmeye çalıştık. Sonrasında da Selanik sokaklarından yürüyerek Arkeoloji Müzesi ile Beyaz Kule'ye ulaştık. Benim için Selanik'in en anlamlı yeri Beyaz Kule meydanıydı. Kule'nin önünde bir banka oturup onu izlediğimde Mustafa Kemal'in yukarıdaki diyalogda geçen sözleri çınladı kulaklarımda. 
Nasıl denk geldiyse "Kurtuluş Savaşı"nın okul kitaplarından çıkarılmaya çalışıldığını hatırladım. 'Neyden kurtuluyoruz?' diyordu bakanlık açıklamasında. "Kurtuluş Savaşı" yalnızca 1919-1922 yıllarının işi değildir. Nerdeyse 100 yıldan fazla bir zamandır, büyük bir İmparatorluğun yıkılmasını engellemek ya da geciktirmek amacıyla verilen çağdaşlaşma çabasının bir parçasıdır. Söz konusu çabanın başarıya ulaşamaması sonucunda, Selanik'te yaşanılan felaketin Anadolu'da da yaşanmaması amacıyla verilen Milli Mücadele'nin adıdır "Kurtuluş Savaşı". Kurtulmaya çalıştığımız ise yalnızca Mondros ve Sevr yoluyla bize dayatılan sömürge ve topraklarımıza çöken emperyalistler değil, bu sonucu yaşamamıza neden olan, Mustafa Kemal'in Cebesoy'a bahsettiği liyakatten uzak, itaate bağımlı, partici yönetim anlayışıdır. Mustafa Kemal, rütbelerinin gücü yeterli olamadığı için 1911 yılında hastalıklı sistemin Selanik'i kaybetmesine engel olamadı. Ancak 1923 yılında eski marazlarından sıyrılarak İmparatorluktan kalanlarla Anadolu'da tutunabilmeyi başardı. Selanik'te evinde gördüğüm manzara ise nasıl adlandırılırsa adlandırılsın kurtulmak istenilenin ne olduğunun orada olan insanlar tarafından gayet iyi görüldüğüydü...
Beyaz Kule ve çevresi gerçekten görülmeye değer. Biraz etrafında dolaştıktan sonra Mustafa Kemal ve Cebesoy'un yaptığı gibi yakındaki kafelerden birine oturup hem bir şeyler yeme hem de o günler üzerine düşünme fırsatımız oldu. Bu arada oturduğumuz kafede "musakka" olarak geçen bir yeme gerçekten muhteşemdi.
Beyaz Kule'den önce Selanik Arkeoloji müzesini ziyaret ettik. Gerçi beklentilerime ulaşamadım. Aristoteles'in doğduğu köy, Büyük İskender'e ders verdiği saray ve öldüğü köy Selanik yakınlarında olduğundan ondan bir iz aradım ama bulamadım. Ancak çok muhteşem eserler gördüm. özellikle müzenin dışındaki lahitler muhteşemdi.
Temmuz ayında Selanik'te gezmek iyi bir fikir değil. Şehre hakim olmadığımızdan, günü birlik geldiğimizden ve hava çok sıcak olduğundan birçok yeri göremedik. Özellikle Aristoteles Meydanına gidecek zamanımız olmadı. Kim bilir? Belki de sebebi olur da Aristoteles, eşimle beni bir kez daha Selanik'e çağırır.




































































































































































Yorumlar